İsis’in Bembine Tableti

2013-03-19 13:16:00

 

 

Mısırlı rahiplerin İsis’in Bembine Tableti’nde sergiledikleri, okült sembollerden oluşan kurban, ritüel ve seremoni felsefi sisteminin theurjik veya majikal anlamıyla ilgili olarak Athanasius Kircher şunları yazar: “Kadim rahipler doğru ve eksiksiz kurban seremonileriyle büyük bir gücün uyandığına inanıyordu. Tek bir şey eksikse seremoninin tümü bozulur, der İamblichus. Bu yüzden ayrıntılar konusunda çok özenliydiler. Çünkü mantıksal bağlantı zincirinin tümünün ritüele tam anlamıyla uygun olmasının, kesin bir şart olduğuna inanıyorlardı. Yapmakta oldukları ritüellerin gelecekte kullanımıyla ilgili rehberler hazırlamalarının sebebi budur. Ayrıca kendilerinden önceki kâhinlerin de sırlarını göstermek için oluşturdukları bir sembolizm sistemini de öğrenmişlerdi. Bunu İsis Tableti’ne yazdılar ve tableti, Kutsalların Kutsalı odasına, buraya girmeye hak edenlere tanrıların doğasını ve önceden belirlenmiş kurban şekillerini öğretmek için yerleştirdiler. Her Tanrı düzeninin kendine has sembolleri, işaretleri, kostümleri, süsleri olduğu için, tapınma sırasında bunların hepsine birden dikkat edilmesi gerektiğini öğrettiler. Çünkü tanrıların ve kutsal varlıkların lütuflarını kazanmak için daha etkili başka bir şey yoktu… Bu yüzden insanların pek gitmediği tenha yerlerdeki tapınaklarına doğadaki hemen her suretin temsillerini koydular. İlk önce zemin taşlarında, mineraller, taşlar, süs için uygun diğer şeyler ve küçük su kanalları kullanarak dünyanın fiziksel ekonomisini sembolize ettiler. Duvarlar yıldızlar dünyasını, varlıklara ait âlemleri gösteriyordu. Merkezde ise Yüce Akıl’ın tecellilerini akla getirecek şekilde sunak bulunuyordu. Böylece tapınağın iç kısmı Evrensel Âlemlerin resmini oluşturuyordu. Kurban törenini gerçekleştiren rahiplerin elbiselerinde tanrılara atfedilenlere benzer süsler vardı. Rahiplerin vücudu tıpkı tanrılarınki gibi yarı çıplaktı ve bütün dünyevi tasalardan uzakta yaşıyorlardı ve en katı çileci pratikleri uyguluyorlardı… Başları dünyevi şeylere aldırmazlıklarını göstermek için örtülüydü. Başları ve vücutları tıraş edilmişti; çünkü saçı gereksiz bir uzantı olarak görüyorlardı. Başlarının üstünde tanrılara atfetmiş oldukları işaretlerin aynılarını taşıyorlardı. Bu şekilde sürekli olarak özdeşleşmeye çalıştıkları akla dönüştüklerine inanıyorlardı. Örneğin dünyaya Evren’in canını ve ruhunu çağırmak için, tabletimizin ortasında gösterilen imgenin önünde duruyor, bu figürle aynı sembolleri takıyor, aynı maiyeti kullanıyor ve kurbanlar sunuyorlardı. Bunlar ve bunlara eşlik eden ilahilerle tanrıların dikkatini mutlaka duaya çektiklerine inanıyorlardı. Tabletin diğer kısımlarında gösterilen ritüeller sayesinde de istedikler ilahı çağırabileceklerini düşünüyorlardı. Kehanet sanatlarının kökeni, açık bir biçimde bu ritüellerde yatmaktadır. Vurulan bir akort nasıl vurulmayan bileşik akortların tepki vermesine neden oluyorsa, benzer bir biçimde, ayrıntıları uyumlu eylemleriyle Tanrı’ya taparken temel Fikir ile uyum içine giriyor, akli birlik sayesinde, Fikirlerin Fikrine ulaşıyorlardı. Böylece Fikrin, kehanet hediyesinin ruhlarında yükseldiğine, böylelikle gelecek olayları, yaklaşan kötülükleri vs. bilebileceklerine inanıyorlardı. Çünkü Mutlak Akıl’da her şey eşzamanlı ve mekânsız olarak var olduğu için, gelecek o Akıl’da hazır halde mevcuttur. Beşeri Akıl tefekkür yoluyla Mutlak Akıl’a bağlandığı için, bu birleşme yoluyla geleceği bilebildiklerine inanıyorlardı. Tabletimizde sergilenen her şey, belli koşullar altında, onlara Yüce Erk’in erdemlerini ilham edecek ve onları iyiye yaklaştırıp kötüden uzaklaştıracak tılsımlardan ibarettir. Bu büyülü süreçte, hastalıkları da iyileştirebileceklerine inanıyorlardı. Söz konusu hastalık üzerinde gücü olan varlık veya tanrının, uykularında onlara görünmesini ve hastalığın çaresini öğretmesini sağlayabilirlerdi. Bu inanışta hemen her kuşku ve zorluk karşısında tanrılara danışılabilirdi. Mistik ritüellerin sunduğu tanrılara benzeme imkânını kullanıp, bilinçli bir şekilde Tanrısal Fikirler’i temaşa ederek, vecit halinde, uykuda veya uyanık oldukları bir zamanda, söz konusu meselenin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda Tanrı’nın onlara bir işaret vereceğine inanıyorlardı. Bkz. OEdipus Ægyptiacus)

Thomas Taylor’un bir metninde şu dikkat çekici paragrafı okuruz: “Platon ‘Büyük Gizemler’e 49 yaşında inisiye edildi. İnisiyasyon Mısır’daki Büyük Piramit’in yeraltındaki odalarından birinde gerçekleşti. İSİS TABLETİ, Platon’un önünde durduğu ve kendisinde zaten var olan, Gizemler’in seremonisiyle tekrar alevlenerek uyku halinden çıkan bilgeliği aldığı sunak taşıydı. Büyük Salon’da geçirdiği üç günün sonunda piramidin Hiyerofantı ona, her biri kendine uygun bir Sembol’e sahip En Yüce Ezoterik Öğretileri sözlü olarak verdi (Hiyerofantı ancak üç mertebeyi, üç boyutu geçenler görebilirdi). Piramidin salonlarında üç ay daha misafir kaldıktan sonra, İnisiye Platon, tıpkı kendisinden önceki Pisagor ve Orfeus gibi, Büyük Tarikat’ın verdiği vazifeyi yerine getirmek üzere dünyaya gönderildi.”
Roma’nın 1527’de yağmalanmasından önce Mensa Isiaca’nın (İsis Tableti) hiçbir yerde bahsi geçmez. Tam bu vakitte tablet bir çilingir veya demircinin eline geçmiş, o da tableti Venedik Cumhuriyeti tarihçisi, meşhur bir antikçi olan Kardinal Bembo’ya fahiş bir fiyata satmış, ardından tablet Aziz Markus’un kütüphanecisinin eline geçmiştir. Kütüphanecinin 1547’de ölümünün ardından İsis Tabletine Montua Sarayı sahip olmuş ve II. Ferdinand’ın askerlerinin Mantua şehrini işgal ettiği 1630 yılına kadar buranın müzesinde kalmıştır. Birçok yazar tabletin, içindeki gümüş dolayısıyla cahil askerler tarafından yok edildiğini düşünmektedir. Bununla birlikte bu kanı yanlıştır. Tablet Kardinal Pava’nın eline geçmiş, o da Tableti Savoy Dükü’ne, o da Sardunya Kralına hediye etmiştir. Fransızlar 1797 yılında İtalya’yı işgal ettiklerinde Tablet Paris’e getirilmiştir. Alexandre Lenoir, 1809 yılında Mensa İsiaca hakkında yazarken, onun Bibliothèque Nationale’de sergilendiğini söyler. İki ülke arasında barışın tesisinden sonra Tablet İtalya’ya geri verilmiştir. Kuzey İtalya Rehberi adlı eserinde Karl Baedeker, Mensa İsiaca’nın Turin’deki Antik Eserler Müzesi’nin 2. galerisinin ortasında durduğunu söyler.
Parmalı Meşhur Aeneas Vicus, 1559 yılında orijinal tabletin kopyasını çıkarmış, gravürün bir kopyası Bavyera Dükü Şansölyesi tarafından Hiyeroglif Müzesi’ne verilmiştir. Athanasius Kircher, tabletin “beş el uzunluğunda ve dört el genişliğinde” olduğunu söyler. W. Wynn Westcott’a göre o 50 inçe 30 inçtir. Bronzdan yapılmış ve yakılmış emay ve gümüşle süslenmiştir. Fosbroke şunları ekler: “Figürler fazla derine kazılmamıştır, çoğunun dış çizgileri gümüş çizgiyle çevrelenmiştir. Figürlerin üzerine yerleşmiş olduğu ve baskılarda boş görünen zemin, gümüşle kaplanmış ancak bu gümüş sökülmüştür.” (Bkz. Encyclopædia of Antiquities).
Hermetik felsefenin temel ilkelerini bilenler Mensa İsiaca’da Khalde, Mısır ve Yunan teolojisini göreceklerdir. Antiquities adlı eserinde Benediktin Peder Montfaucon, bilgisinin tabletin karmaşık sembolizmini çözmeye yetmediğini itiraf eder. Daha sonra da tabletin üzerindeki simgelerin dikkate değer bir öneme sahip olduğundan kuşkulanarak Kircher’in açıklamalarının tabletin kendisinden daha karmaşık olduğunu söyleyerek onunla alay eder. Laurentius Pignorius, onu anlattığı 1605 tarihli bir makaleye tabletin kopyasını koyar, ancak açıklamaları figürler hakkında pek bilgisi olmadığını gösterir.
Kircher, 1654 yılında yayınladığı OEdipus Ægyptiacus adlı eserinde sorunun üzerine kendine özgü bir azimle atılır. Kadim dönemlerin gizli öğretileriyle ilgili meselelerde yıllara dayanan araştırmalarının sonucu olarak bu iş için doğru kişi olan Kircher, bir grup ünlü uzmanın yardımıyla tabletin gizemlerinin büyük bir kısmını açıklamayı başarır. Fakat esas sır, Eliphas Levi’nin History of Magic adlı eserinde dile getirdiği üzere, dikkatinden kaçmıştır.
“Bilgili Cizvit,” diye yazar Levi, “tabletin kutsal alfabeyle ilgili bir hiyeroglif anahtarı içerdiği kehanetinde bulunmuş, ancak bir açıklama geliştirememiştir. Tablet üç eşit kısma ayrılır. Yukarıda göklerin on iki evi, aşağıda yıl içinde bunlara karşılık gelen işleri [iş dönemleri], ortada ise alfabenin harflerine karşılık gelen yirmi bir kutsal işaret bulunur. Bütün bunları ortasında evrensel varlığın sembolü olan pantomorfik IYNX, oturmuş bir figür halindedir. Bu sembol İbranice Yod’a, daha doğrusu bütün diğer harflerin kendinden çıktığı ilk harfe karşılık gelir. IYNX’in çevresi Mısır ve İbrani alfabelerinin üç ana harfinde karşılık gelen bir triyad (üçlü) tarafından çevrilmiştir. Sağ tarafta Ibimorfik ve Serapian triyadlar, solda ise Nepthys ile Hecate triyadları bulunur. Bunlar aktif ve pasifi, sabit ve hareketliyi, dölleyen ateş ile doğuran suyu gösterirler. Bu üçlüler merkezdeki figürle birleştiğinde bir septenary (yedili) oluştururlar ve merkezde bir septenary vardır. Üç yedili, üç âlemin mutlak sayısını, aynı zamanda ilksel harflerin toplam sayısını gösterir; buna tıpkı dokuza eklenen sıfır gibi tamamlayıcı bir işaret eklenir.”

---------LEVİ’NİN İSİS TABLETİ ANAHTARI-------- Asırları fazla bir hasar almadan atlatan Kadim Tot Kitabı, kıyasen daha eski olan Taroççi (Tarocchi, Tarot) Kartları şeklinde resmedilmiştir. Tot Kitabı’nı Mısırlıların ezoterik bilgilerinin, medeniyetlerinin çöküşünün ardından yapılan bir özeti olarak görenler için, bu irfan, tarot gibi bir resimsel biçime kristalize olmuştur. Bu tarot kısmen veya tümüyle unutulmuş veya yanlış anlaşılmış, resimsel sembolleri sahte kâhinlerin veya kart oyunlarıyla halkı eğlendiren kişilerin eline düşmüştür. Modern tarot, veya Tarocchi tarot destesi, 78 karttan oluşur, bunlardan 22’si özel bir koz grubunu oluşturur ve resimsel bir tasarıma sahiptir. Geri kalan 56 kart dört seri halindedir ve her seride on sayı kartı, dört tane de saray kartı vardır (Kral, Kraliçe, Şövalye ve Oğlan veya Uşak). Dört seri şunlardan oluşur: Kılıçlar (Askeriye), Kupalar (Ruhbanlık), Sopalar veya Asalar (Tarım), Paralar veya Tılsımlar (Ticaret). Bunlar sırasıyla bizim Maça, Kupa, Sinek ve Karo serilerimize karşılık gelirler. Biz 22 ana koz kartıyla ilgileniyoruz, çünkü bunlar tarot hiyerogliflerinin en doğrudan uzantılarıdırlar. 22 sayısı İbranice ve diğer kutsal dillerin harflerine karşılık gelir ve doğal olarak İbrani alfabenin aç ana harfine, yedi çift harfine, on iki basit harfine tekabül ederler. Bunlar ayrıca biri dışarıda kalan üç yedili grup olarak bir İnisiyasyon sistemi ile inisiye olmayanı gösterirler.” (Bkz. Westcott, The Isiac Tablet.)


Levi’nin sunduğu ipucu, tabletin orta kısmındaki yirmi bir figürün 21 majör tarot kartını gösterdiği anlamında yorumlanabilir. Eğer durum buysa, yorumlarda çatışmalara neden olan, tabletin ortasındaki tahtın üst kısmındaki gizli triyad tarafından sembolize edilen taç, Mutlak Aklın isimsiz tacı, sıfır numaralı kart değil midir? Bu Mutlak Akıl’ın ilk tecellisi olarak, dört aşağı dünyanın önündeki masada uzanan asa, kılıç, kupa ve para sembolleriyle Hokkabaz, Majisyen en uygun kart değil midir? Bu şekilde düşünürsek sıfır kartı hiçbir yere ait değildir, bütün diğer 21 kart (harf) ondan tecelli eder ve bu 21 kartın toplamı yine sıfırdır. Bu kart üzerindeki şifre, yani daire, aşağı âlemlerin, güçlerin ve harflerin çıktığı üst kürenin sembolüdür.
Westcott çeşitli otoriteler tarafından ileri sürülen bütün zayıf teorileri bir araya getirmiştir ve Humphreys’in Montfaucon’un 1721’deki hiçbir değeri olmayan açıklamalarının çevirisini saymazsak, İngilizcedeki İsis Tableti’inin tek ayrıntılı açıklaması olan kitabı yayınlamıştır. 1887 yılında yayınlanan bu kitabın günümüzde kopyasını bulmak neredeyse imkânsızdır. Westcott, Levi’nin gizli bırakmanın daha iyi olacağını hissettiği bir sırrı açıklama konusunda çekincelerini dile getirdikten sonra tablete dair yorumunu şu şekilde özetler: “Levi, gizemli tableti açıkladığı tablosunun üst bölümünü yılın dört mevsimine ayırır, her mevsimde Zodyak’ın üç burcu vardır. Dört harfli kutsal ismin, Tetragrammaton’un Yod’unu Kova’ya, yani Canopus; He’sini Boğa’ya, yani Apis’e; Vav’ını Aslan’a, yani Momphta’ya ve nihayet son He’yi Typhon’a tayin eder. Kerublarla –İnsan, Boğa, Aslan ve Kartal– yakınlığa dikkat edin. Dördüncü form okült iyi veya kötü niyete bağlı olarak Akrep veya Kartal’a tekabül eder: Bildiğimiz Zodyak’ta Yılan yerini Akrep’e bırakır.
“Aşağı bölmeyi 20 İbrani basit harfe tayin eder ve bunları ufkun dört yönüyle ilişkilendirir. Bunu Sefer Yezirah V. Bölüm, 1. kısım ile karşılaştırınız.
“Orta kısmı Güneşsel ve gezegensel güçlere tayin eder. Ortada üstte Güneş’i, onun altında, haçın üstünde duran, iç içe geçmiş biri beyaz biri siyah iki üçgenden oluşan Süleyman’ın mührünü görürüz. Hepsi bir arada bir tür karmaşık Venüs sembolü oluştururlar. İbimorphos’a üç karanlık gezegeni verir. Venüs, Merkür ve Mars Ateş elementini gösteren dikey bir koyu üçgenin köşelerine yerleştirilmiştir. Nephtis triyadına üç aydınlık gezegeni Satürn, Luna ve Jüpiter’i verir, bunlar su elementini gösteren açık renkli bir üçgenin etrafındadırlar. Burada su, dişil kuvvet, pasif ilke, Sefirotsal Ana, Binah ve Gelin arasında kaçınılmaz bir bağlantı vardır (Bkz. Mathers, Kabbalah) Dikkat edin, gezegenlerin kadim işaretlerinin hepsi de bir haç, Güneş Diski ve hilalden oluşmuştur: Venüs Güneş diskinin altında bir haç, Merkür üstünde hilal, altında haç bulunan Güneş diski, Satürn, en alt noktası hilalin tepe noktasına değen bir haç, Jüpiter en alt noktası haçın sol kolunun ucuna değen bir hilaldir ve bütün bunlar derin sırları oluşturur. Levi’nin Serapis ile Hecate’nin yerini değiştirdiğine dikkat edin, fakat beyaz Apis ile siyah Apis’in yerini değiştirmez, belki de ona göre Arı başı Hecate’yle ilişkilidir. On iki basit harfi alt kısımla ilişkilendirince, 7 çift harf gezegenlerin olduğu orta kısımla ilişkili, Hava, Su ve Ateş’e karşılık gelen ana harflerin büyük üçlüsü (A.M.S) resmedilmeden kalmıştır. S’nin etrafında merkezi Iynx veya yod, Ophionian Üçlüsü’ ve Leonin Sfenks. Levi’nin ortadaki OPS kelimesi Latince Ops, Terra, yeryüzü zekâsıdır; Yunan Ops, Rhea, veya Kibele, genellikle aslanlar tarafından çekilen bir savaş arabasında otururken resmedilir; başında kat kat yükselen bir taç vardır ve elinde bir anahtar tutar.” (Bkz. İsis Tableti)
Fransızcada 1809 yılında Alexandre Lenoir tarafından yayınlanmış olan makale ilginç ve orijinal olmasına rağmen tabletle ilgili çok az gerçek bilgi içerir. Üstelik bu makalede yazar tabletin bir Mısır takvimi veya astroloji haritası olduğunu kanıtlamaya çalışır. Hem Mantfaucon hem de Lenoir –aslına bakarsanız 1651 tarihinden itibaren bütün yazarlar– çalışmalarını ya Kircher’e dayandırmışlar ya da ondan ciddi bir biçimde etkilenmişlerdir. Kircher’in seksen sayfalık on yedinci asır Latincesinde yazılmış yorumlarının titiz çevirileri mevcuttur. Kitabın ortasındaki iki sayfalık tablet resmi Kircher’in Hiyeroglif Müzesi’nden yapmış olduğu kopyanın aynısıdır. Küçük harfler ve rakamlar onun tarafından açıklamaları net olsun diye eklenmiştir, burada da aynı amaçla kullanılacaklardır.
Neredeyse bütün dini ve felsefi eski eserler gibi İsis’in Bembine Tableti de birçok fikir ayrılığına neden olmuştur. A. E. Waite, tabletin gerçek doğası ile iddiaları birbirinden ayıramayıp başka bir ünlü ekzoterik yazar olan J.G. Wilkinson’dan alıntı yapar: “Orijinal tablet son derece eskidir ve onun sahte olduğu söylenmiştir.” Oysa hayli bilgili bir insan olan Eduar Winkelmann tabletin eski ve orijinal olduğunu savunmaktadır. Mensa İsiaca’yı dikkatle incelediğimiz zaman çok derin bir gerçek açığa çıkar. Tableti yapan kişi illa da Mısırlı olmasa da, en yüksek dereceden bir inisiyedir ve Hermetik ezoterizmin en önemli sırlarını çok iyi bilmektedir.

   Mısırlı rahiplerin İsis’in Bembine Tableti’nde sergiledikleri, okült sembollerden oluşan kurban, ritüel ve seremoni felsefi sisteminin theurjik veya majikal anlamıyla ilgili olarak Athanasius Kircher şunları yazar: “Kadim rahipler doğru ve eksiksiz kurban seremonileriyle büyük bir gücün uyandığına inanıyordu. Tek bir şey eksikse seremoninin tümü bozulur, der İamblichus. Bu yüzden ayrıntılar konusunda çok özenliydiler. Çünkü mantıksal bağlantı zincirinin tümünün ritüele tam anlamıyla uygun olmasının, kesin bir şart olduğuna inanıyorlardı. Yapmakta oldukları ritüellerin gelecekte kullanımıyla ilgili rehberler hazırlamalarının sebebi budur. Ayrıca kendilerinden önceki kâhinlerin de sırlarını göstermek için oluşturdukları bir sembolizm sistemini de öğrenmişlerdi. Bunu İsis Tableti’ne yazdılar ve tableti, Kutsalların Kutsalı odasına, buraya girmeye hak edenlere tanrıların doğasını ve önceden belirlenmiş kurban şekillerini öğretmek için yerleştirdiler. Her Tanrı düzeninin kendine has sembolleri, işaretleri, kostümleri, süsleri olduğu için, tapınma sırasında bunların hepsine birden dikkat edilmesi gerektiğini öğrettiler. Çünkü tanrıların ve kutsal varlıkların lütuflarını kazanmak için daha etkili başka bir şey yoktu… Bu yüzden insanların pek gitmediği tenha yerlerdeki tapınaklarına doğadaki hemen her suretin temsillerini koydular. İlk önce zemin taşlarında, mineraller, taşlar, süs için uygun diğer şeyler ve küçük su kanalları kullanarak dünyanın fiziksel ekonomisini sembolize ettiler. Duvarlar yıldızlar dünyasını, varlıklara ait âlemleri gösteriyordu. Merkezde ise Yüce Akıl’ın tecellilerini akla getirecek şekilde sunak bulunuyordu. Böylece tapınağın iç kısmı Evrensel Âlemlerin resmini oluşturuyordu. Kurban törenini gerçekleştiren rahiplerin elbiselerinde tanrılara atfedilenlere benzer süsler vardı. Rahiplerin vücudu tıpkı tanrılarınki gibi yarı çıplaktı ve bütün dünyevi tasalardan uzakta yaşıyorlardı ve en katı çileci pratikleri uyguluyorlardı… Başları dünyevi şeylere aldırmazlıklarını göstermek için örtülüydü. Başları ve vücutları tıraş edilmişti; çünkü saçı gereksiz bir uzantı olarak görüyorlardı. Başlarının üstünde tanrılara atfetmiş oldukları işaretlerin aynılarını taşıyorlardı. Bu şekilde sürekli olarak özdeşleşmeye çalıştıkları akla dönüştüklerine inanıyorlardı. Örneğin dünyaya Evren’in canını ve ruhunu çağırmak için, tabletimizin ortasında gösterilen imgenin önünde duruyor, bu figürle aynı sembolleri takıyor, aynı maiyeti kullanıyor ve kurbanlar sunuyorlardı. Bunlar ve bunlara eşlik eden ilahilerle tanrıların dikkatini mutlaka duaya çektiklerine inanıyorlardı. Tabletin diğer kısımlarında gösterilen ritüeller sayesinde de istedikler ilahı çağırabileceklerini düşünüyorlardı. Kehanet sanatlarının kökeni, açık bir biçimde bu ritüellerde yatmaktadır. Vurulan bir akort nasıl vurulmayan bileşik akortların tepki vermesine neden oluyorsa, benzer bir biçimde, ayrıntıları uyumlu eylemleriyle Tanrı’ya taparken temel Fikir ile uyum içine giriyor, akli birlik sayesinde, Fikirlerin Fikrine ulaşıyorlardı. Böylece Fikrin, kehanet hediyesinin ruhlarında yükseldiğine, böylelikle gelecek olayları, yaklaşan kötülükleri vs. bilebileceklerine inanıyorlardı. Çünkü Mutlak Akıl’da her şey eşzamanlı ve mekânsız olarak var olduğu için, gelecek o Akıl’da hazır halde mevcuttur. Beşeri Akıl tefekkür yoluyla Mutlak Akıl’a bağlandığı için, bu birleşme yoluyla geleceği bilebildiklerine inanıyorlardı. Tabletimizde sergilenen her şey, belli koşullar altında, onlara Yüce Erk’in erdemlerini ilham edecek ve onları iyiye yaklaştırıp kötüden uzaklaştıracak tılsımlardan ibarettir. Bu büyülü süreçte, hastalıkları da iyileştirebileceklerine inanıyorlardı. Söz konusu hastalık üzerinde gücü olan varlık veya tanrının, uykularında onlara görünmesini ve hastalığın çaresini öğretmesini sağlayabilirlerdi. Bu inanışta hemen her kuşku ve zorluk karşısında tanrılara danışılabilirdi. Mistik ritüellerin sunduğu tanrılara benzeme imkânını kullanıp, bilinçli bir şekilde Tanrısal Fikirler’i temaşa ederek, vecit halinde, uykuda veya uyanık oldukları bir zamanda, söz konusu meselenin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda Tanrı’nın onlara bir işaret vereceğine inanıyorlardı. Bkz. OEdipus Ægyptiacus)

Thomas Taylor’un bir metninde şu dikkat çekici paragrafı okuruz: “Platon ‘Büyük Gizemler’e 49 yaşında inisiye edildi. İnisiyasyon Mısır’daki Büyük Piramit’in yeraltındaki odalarından birinde gerçekleşti. İSİS TABLETİ, Platon’un önünde durduğu ve kendisinde zaten var olan, Gizemler’in seremonisiyle tekrar alevlenerek uyku halinden çıkan bilgeliği aldığı sunak taşıydı. Büyük Salon’da geçirdiği üç günün sonunda piramidin Hiyerofantı ona, her biri kendine uygun bir Sembol’e sahip En Yüce Ezoterik Öğretileri sözlü olarak verdi (Hiyerofantı ancak üç mertebeyi, üç boyutu geçenler görebilirdi). Piramidin salonlarında üç ay daha misafir kaldıktan sonra, İnisiye Platon, tıpkı kendisinden önceki Pisagor ve Orfeus gibi, Büyük Tarikat’ın verdiği vazifeyi yerine getirmek üzere dünyaya gönderildi.”
Roma’nın 1527’de yağmalanmasından önce Mensa Isiaca’nın (İsis Tableti) hiçbir yerde bahsi geçmez. Tam bu vakitte tablet bir çilingir veya demircinin eline geçmiş, o da tableti Venedik Cumhuriyeti tarihçisi, meşhur bir antikçi olan Kardinal Bembo’ya fahiş bir fiyata satmış, ardından tablet Aziz Markus’un kütüphanecisinin eline geçmiştir. Kütüphanecinin 1547’de ölümünün ardından İsis Tabletine Montua Sarayı sahip olmuş ve II. Ferdinand’ın askerlerinin Mantua şehrini işgal ettiği 1630 yılına kadar buranın müzesinde kalmıştır. Birçok yazar tabletin, içindeki gümüş dolayısıyla cahil askerler tarafından yok edildiğini düşünmektedir. Bununla birlikte bu kanı yanlıştır. Tablet Kardinal Pava’nın eline geçmiş, o da Tableti Savoy Dükü’ne, o da Sardunya Kralına hediye etmiştir. Fransızlar 1797 yılında İtalya’yı işgal ettiklerinde Tablet Paris’e getirilmiştir. Alexandre Lenoir, 1809 yılında Mensa İsiaca hakkında yazarken, onun Bibliothèque Nationale’de sergilendiğini söyler. İki ülke arasında barışın tesisinden sonra Tablet İtalya’ya geri verilmiştir. Kuzey İtalya Rehberi adlı eserinde Karl Baedeker, Mensa İsiaca’nın Turin’deki Antik Eserler Müzesi’nin 2. galerisinin ortasında durduğunu söyler.
Parmalı Meşhur Aeneas Vicus, 1559 yılında orijinal tabletin kopyasını çıkarmış, gravürün bir kopyası Bavyera Dükü Şansölyesi tarafından Hiyeroglif Müzesi’ne verilmiştir. Athanasius Kircher, tabletin “beş el uzunluğunda ve dört el genişliğinde” olduğunu söyler. W. Wynn Westcott’a göre o 50 inçe 30 inçtir. Bronzdan yapılmış ve yakılmış emay ve gümüşle süslenmiştir. Fosbroke şunları ekler: “Figürler fazla derine kazılmamıştır, çoğunun dış çizgileri gümüş çizgiyle çevrelenmiştir. Figürlerin üzerine yerleşmiş olduğu ve baskılarda boş görünen zemin, gümüşle kaplanmış ancak bu gümüş sökülmüştür.” (Bkz. Encyclopædia of Antiquities).
Hermetik felsefenin temel ilkelerini bilenler Mensa İsiaca’da Khalde, Mısır ve Yunan teolojisini göreceklerdir. Antiquities adlı eserinde Benediktin Peder Montfaucon, bilgisinin tabletin karmaşık sembolizmini çözmeye yetmediğini itiraf eder. Daha sonra da tabletin üzerindeki simgelerin dikkate değer bir öneme sahip olduğundan kuşkulanarak Kircher’in açıklamalarının tabletin kendisinden daha karmaşık olduğunu söyleyerek onunla alay eder. Laurentius Pignorius, onu anlattığı 1605 tarihli bir makaleye tabletin kopyasını koyar, ancak açıklamaları figürler hakkında pek bilgisi olmadığını gösterir.
Kircher, 1654 yılında yayınladığı OEdipus Ægyptiacus adlı eserinde sorunun üzerine kendine özgü bir azimle atılır. Kadim dönemlerin gizli öğretileriyle ilgili meselelerde yıllara dayanan araştırmalarının sonucu olarak bu iş için doğru kişi olan Kircher, bir grup ünlü uzmanın yardımıyla tabletin gizemlerinin büyük bir kısmını açıklamayı başarır. Fakat esas sır, Eliphas Levi’nin History of Magic adlı eserinde dile getirdiği üzere, dikkatinden kaçmıştır.
“Bilgili Cizvit,” diye yazar Levi, “tabletin kutsal alfabeyle ilgili bir hiyeroglif anahtarı içerdiği kehanetinde bulunmuş, ancak bir açıklama geliştirememiştir. Tablet üç eşit kısma ayrılır. Yukarıda göklerin on iki evi, aşağıda yıl içinde bunlara karşılık gelen işleri [iş dönemleri], ortada ise alfabenin harflerine karşılık gelen yirmi bir kutsal işaret bulunur. Bütün bunları ortasında evrensel varlığın sembolü olan pantomorfik IYNX, oturmuş bir figür halindedir. Bu sembol İbranice Yod’a, daha doğrusu bütün diğer harflerin kendinden çıktığı ilk harfe karşılık gelir. IYNX’in çevresi Mısır ve İbrani alfabelerinin üç ana harfinde karşılık gelen bir triyad (üçlü) tarafından çevrilmiştir. Sağ tarafta Ibimorfik ve Serapian triyadlar, solda ise Nepthys ile Hecate triyadları bulunur. Bunlar aktif ve pasifi, sabit ve hareketliyi, dölleyen ateş ile doğuran suyu gösterirler. Bu üçlüler merkezdeki figürle birleştiğinde bir septenary (yedili) oluştururlar ve merkezde bir septenary vardır. Üç yedili, üç âlemin mutlak sayısını, aynı zamanda ilksel harflerin toplam sayısını gösterir; buna tıpkı dokuza eklenen sıfır gibi tamamlayıcı bir işaret eklenir.”

---------LEVİ’NİN İSİS TABLETİ ANAHTARI-------- Asırları fazla bir hasar almadan atlatan Kadim Tot Kitabı, kıyasen daha eski olan Taroççi (Tarocchi, Tarot) Kartları şeklinde resmedilmiştir. Tot Kitabı’nı Mısırlıların ezoterik bilgilerinin, medeniyetlerinin çöküşünün ardından yapılan bir özeti olarak görenler için, bu irfan, tarot gibi bir resimsel biçime kristalize olmuştur. Bu tarot kısmen veya tümüyle unutulmuş veya yanlış anlaşılmış, resimsel sembolleri sahte kâhinlerin veya kart oyunlarıyla halkı eğlendiren kişilerin eline düşmüştür. Modern tarot, veya Tarocchi tarot destesi, 78 karttan oluşur, bunlardan 22’si özel bir koz grubunu oluşturur ve resimsel bir tasarıma sahiptir. Geri kalan 56 kart dört seri halindedir ve her seride on sayı kartı, dört tane de saray kartı vardır (Kral, Kraliçe, Şövalye ve Oğlan veya Uşak). Dört seri şunlardan oluşur: Kılıçlar (Askeriye), Kupalar (Ruhbanlık), Sopalar veya Asalar (Tarım), Paralar veya Tılsımlar (Ticaret). Bunlar sırasıyla bizim Maça, Kupa, Sinek ve Karo serilerimize karşılık gelirler. Biz 22 ana koz kartıyla ilgileniyoruz, çünkü bunlar tarot hiyerogliflerinin en doğrudan uzantılarıdırlar. 22 sayısı İbranice ve diğer kutsal dillerin harflerine karşılık gelir ve doğal olarak İbrani alfabenin aç ana harfine, yedi çift harfine, on iki basit harfine tekabül ederler. Bunlar ayrıca biri dışarıda kalan üç yedili grup olarak bir İnisiyasyon sistemi ile inisiye olmayanı gösterirler.” (Bkz. Westcott, The Isiac Tablet.)
Mısırlı rahiplerin İsis’in Bembine Tableti’nde sergiledikleri, okült sembollerden oluşan kurban, ritüel ve seremoni felsefi sisteminin theurjik veya majikal anlamıyla ilgili olarak Athanasius Kircher şunları yazar: “Kadim rahipler doğru ve eksiksiz kurban seremonileriyle büyük bir gücün uyandığına inanıyordu. Tek bir şey eksikse seremoninin tümü bozulur, der İamblichus. Bu yüzden ayrıntılar konusunda çok özenliydiler. Çünkü mantıksal bağlantı zincirinin tümünün ritüele tam anlamıyla uygun olmasının, kesin bir şart olduğuna inanıyorlardı. Yapmakta oldukları ritüellerin gelecekte kullanımıyla ilgili rehberler hazırlamalarının sebebi budur. Ayrıca kendilerinden önceki kâhinlerin de sırlarını göstermek için oluşturdukları bir sembolizm sistemini de öğrenmişlerdi. Bunu İsis Tableti’ne yazdılar ve tableti, Kutsalların Kutsalı odasına, buraya girmeye hak edenlere tanrıların doğasını ve önceden belirlenmiş kurban şekillerini öğretmek için yerleştirdiler. Her Tanrı düzeninin kendine has sembolleri, işaretleri, kostümleri, süsleri olduğu için, tapınma sırasında bunların hepsine birden dikkat edilmesi gerektiğini öğrettiler. Çünkü tanrıların ve kutsal varlıkların lütuflarını kazanmak için daha etkili başka bir şey yoktu… Bu yüzden insanların pek gitmediği tenha yerlerdeki tapınaklarına doğadaki hemen her suretin temsillerini koydular. İlk önce zemin taşlarında, mineraller, taşlar, süs için uygun diğer şeyler ve küçük su kanalları kullanarak dünyanın fiziksel ekonomisini sembolize ettiler. Duvarlar yıldızlar dünyasını, varlıklara ait âlemleri gösteriyordu. Merkezde ise Yüce Akıl’ın tecellilerini akla getirecek şekilde sunak bulunuyordu. Böylece tapınağın iç kısmı Evrensel Âlemlerin resmini oluşturuyordu. Kurban törenini gerçekleştiren rahiplerin elbiselerinde tanrılara atfedilenlere benzer süsler vardı. Rahiplerin vücudu tıpkı tanrılarınki gibi yarı çıplaktı ve bütün dünyevi tasalardan uzakta yaşıyorlardı ve en katı çileci pratikleri uyguluyorlardı… Başları dünyevi şeylere aldırmazlıklarını göstermek için örtülüydü. Başları ve vücutları tıraş edilmişti; çünkü saçı gereksiz bir uzantı olarak görüyorlardı. Başlarının üstünde tanrılara atfetmiş oldukları işaretlerin aynılarını taşıyorlardı. Bu şekilde sürekli olarak özdeşleşmeye çalıştıkları akla dönüştüklerine inanıyorlardı. Örneğin dünyaya Evren’in canını ve ruhunu çağırmak için, tabletimizin ortasında gösterilen imgenin önünde duruyor, bu figürle aynı sembolleri takıyor, aynı maiyeti kullanıyor ve kurbanlar sunuyorlardı. Bunlar ve bunlara eşlik eden ilahilerle tanrıların dikkatini mutlaka duaya çektiklerine inanıyorlardı. Tabletin diğer kısımlarında gösterilen ritüeller sayesinde de istedikler ilahı çağırabileceklerini düşünüyorlardı. Kehanet sanatlarının kökeni, açık bir biçimde bu ritüellerde yatmaktadır. Vurulan bir akort nasıl vurulmayan bileşik akortların tepki vermesine neden oluyorsa, benzer bir biçimde, ayrıntıları uyumlu eylemleriyle Tanrı’ya taparken temel Fikir ile uyum içine giriyor, akli birlik sayesinde, Fikirlerin Fikrine ulaşıyorlardı. Böylece Fikrin, kehanet hediyesinin ruhlarında yükseldiğine, böylelikle gelecek olayları, yaklaşan kötülükleri vs. bilebileceklerine inanıyorlardı. Çünkü Mutlak Akıl’da her şey eşzamanlı ve mekânsız olarak var olduğu için, gelecek o Akıl’da hazır halde mevcuttur. Beşeri Akıl tefekkür yoluyla Mutlak Akıl’a bağlandığı için, bu birleşme yoluyla geleceği bilebildiklerine inanıyorlardı. Tabletimizde sergilenen her şey, belli koşullar altında, onlara Yüce Erk’in erdemlerini ilham edecek ve onları iyiye yaklaştırıp kötüden uzaklaştıracak tılsımlardan ibarettir. Bu büyülü süreçte, hastalıkları da iyileştirebileceklerine inanıyorlardı. Söz konusu hastalık üzerinde gücü olan varlık veya tanrının, uykularında onlara görünmesini ve hastalığın çaresini öğretmesini sağlayabilirlerdi. Bu inanışta hemen her kuşku ve zorluk karşısında tanrılara danışılabilirdi. Mistik ritüellerin sunduğu tanrılara benzeme imkânını kullanıp, bilinçli bir şekilde Tanrısal Fikirler’i temaşa ederek, vecit halinde, uykuda veya uyanık oldukları bir zamanda, söz konusu meselenin doğruluğu veya yanlışlığı konusunda Tanrı’nın onlara bir işaret vereceğine inanıyorlardı. Bkz. OEdipus Ægyptiacus)

Thomas Taylor’un bir metninde şu dikkat çekici paragrafı okuruz: “Platon ‘Büyük Gizemler’e 49 yaşında inisiye edildi. İnisiyasyon Mısır’daki Büyük Piramit’in yeraltındaki odalarından birinde gerçekleşti. İSİS TABLETİ, Platon’un önünde durduğu ve kendisinde zaten var olan, Gizemler’in seremonisiyle tekrar alevlenerek uyku halinden çıkan bilgeliği aldığı sunak taşıydı. Büyük Salon’da geçirdiği üç günün sonunda piramidin Hiyerofantı ona, her biri kendine uygun bir Sembol’e sahip En Yüce Ezoterik Öğretileri sözlü olarak verdi (Hiyerofantı ancak üç mertebeyi, üç boyutu geçenler görebilirdi). Piramidin salonlarında üç ay daha misafir kaldıktan sonra, İnisiye Platon, tıpkı kendisinden önceki Pisagor ve Orfeus gibi, Büyük Tarikat’ın verdiği vazifeyi yerine getirmek üzere dünyaya gönderildi.”
Roma’nın 1527’de yağmalanmasından önce Mensa Isiaca’nın (İsis Tableti) hiçbir yerde bahsi geçmez. Tam bu vakitte tablet bir çilingir veya demircinin eline geçmiş, o da tableti Venedik Cumhuriyeti tarihçisi, meşhur bir antikçi olan Kardinal Bembo’ya fahiş bir fiyata satmış, ardından tablet Aziz Markus’un kütüphanecisinin eline geçmiştir. Kütüphanecinin 1547’de ölümünün ardından İsis Tabletine Montua Sarayı sahip olmuş ve II. Ferdinand’ın askerlerinin Mantua şehrini işgal ettiği 1630 yılına kadar buranın müzesinde kalmıştır. Birçok yazar tabletin, içindeki gümüş dolayısıyla cahil askerler tarafından yok edildiğini düşünmektedir. Bununla birlikte bu kanı yanlıştır. Tablet Kardinal Pava’nın eline geçmiş, o da Tableti Savoy Dükü’ne, o da Sardunya Kralına hediye etmiştir. Fransızlar 1797 yılında İtalya’yı işgal ettiklerinde Tablet Paris’e getirilmiştir. Alexandre Lenoir, 1809 yılında Mensa İsiaca hakkında yazarken, onun Bibliothèque Nationale’de sergilendiğini söyler. İki ülke arasında barışın tesisinden sonra Tablet İtalya’ya geri verilmiştir. Kuzey İtalya Rehberi adlı eserinde Karl Baedeker, Mensa İsiaca’nın Turin’deki Antik Eserler Müzesi’nin 2. galerisinin ortasında durduğunu söyler.
Parmalı Meşhur Aeneas Vicus, 1559 yılında orijinal tabletin kopyasını çıkarmış, gravürün bir kopyası Bavyera Dükü Şansölyesi tarafından Hiyeroglif Müzesi’ne verilmiştir. Athanasius Kircher, tabletin “beş el uzunluğunda ve dört el genişliğinde” olduğunu söyler. W. Wynn Westcott’a göre o 50 inçe 30 inçtir. Bronzdan yapılmış ve yakılmış emay ve gümüşle süslenmiştir. Fosbroke şunları ekler: “Figürler fazla derine kazılmamıştır, çoğunun dış çizgileri gümüş çizgiyle çevrelenmiştir. Figürlerin üzerine yerleşmiş olduğu ve baskılarda boş görünen zemin, gümüşle kaplanmış ancak bu gümüş sökülmüştür.” (Bkz. Encyclopædia of Antiquities).
Hermetik felsefenin temel ilkelerini bilenler Mensa İsiaca’da Khalde, Mısır ve Yunan teolojisini göreceklerdir. Antiquities adlı eserinde Benediktin Peder Montfaucon, bilgisinin tabletin karmaşık sembolizmini çözmeye yetmediğini itiraf eder. Daha sonra da tabletin üzerindeki simgelerin dikkate değer bir öneme sahip olduğundan kuşkulanarak Kircher’in açıklamalarının tabletin kendisinden daha karmaşık olduğunu söyleyerek onunla alay eder. Laurentius Pignorius, onu anlattığı 1605 tarihli bir makaleye tabletin kopyasını koyar, ancak açıklamaları figürler hakkında pek bilgisi olmadığını gösterir.
Kircher, 1654 yılında yayınladığı OEdipus Ægyptiacus adlı eserinde sorunun üzerine kendine özgü bir azimle atılır. Kadim dönemlerin gizli öğretileriyle ilgili meselelerde yıllara dayanan araştırmalarının sonucu olarak bu iş için doğru kişi olan Kircher, bir grup ünlü uzmanın yardımıyla tabletin gizemlerinin büyük bir kısmını açıklamayı başarır. Fakat esas sır, Eliphas Levi’nin History of Magic adlı eserinde dile getirdiği üzere, dikkatinden kaçmıştır.
“Bilgili Cizvit,” diye yazar Levi, “tabletin kutsal alfabeyle ilgili bir hiyeroglif anahtarı içerdiği kehanetinde bulunmuş, ancak bir açıklama geliştirememiştir. Tablet üç eşit kısma ayrılır. Yukarıda göklerin on iki evi, aşağıda yıl içinde bunlara karşılık gelen işleri [iş dönemleri], ortada ise alfabenin harflerine karşılık gelen yirmi bir kutsal işaret bulunur. Bütün bunları ortasında evrensel varlığın sembolü olan pantomorfik IYNX, oturmuş bir figür halindedir. Bu sembol İbranice Yod’a, daha doğrusu bütün diğer harflerin kendinden çıktığı ilk harfe karşılık gelir. IYNX’in çevresi Mısır ve İbrani alfabelerinin üç ana harfinde karşılık gelen bir triyad (üçlü) tarafından çevrilmiştir. Sağ tarafta Ibimorfik ve Serapian triyadlar, solda ise Nepthys ile Hecate triyadları bulunur. Bunlar aktif ve pasifi, sabit ve hareketliyi, dölleyen ateş ile doğuran suyu gösterirler. Bu üçlüler merkezdeki figürle birleştiğinde bir septenary (yedili) oluştururlar ve merkezde bir septenary vardır. Üç yedili, üç âlemin mutlak sayısını, aynı zamanda ilksel harflerin toplam sayısını gösterir; buna tıpkı dokuza eklenen sıfır gibi tamamlayıcı bir işaret eklenir.”

---------LEVİ’NİN İSİS TABLETİ ANAHTARI-------- Asırları fazla bir hasar almadan atlatan Kadim Tot Kitabı, kıyasen daha eski olan Taroççi (Tarocchi, Tarot) Kartları şeklinde resmedilmiştir. Tot Kitabı’nı Mısırlıların ezoterik bilgilerinin, medeniyetlerinin çöküşünün ardından yapılan bir özeti olarak görenler için, bu irfan, tarot gibi bir resimsel biçime kristalize olmuştur. Bu tarot kısmen veya tümüyle unutulmuş veya yanlış anlaşılmış, resimsel sembolleri sahte kâhinlerin veya kart oyunlarıyla halkı eğlendiren kişilerin eline düşmüştür. Modern tarot, veya Tarocchi tarot destesi, 78 karttan oluşur, bunlardan 22’si özel bir koz grubunu oluşturur ve resimsel bir tasarıma sahiptir. Geri kalan 56 kart dört seri halindedir ve her seride on sayı kartı, dört tane de saray kartı vardır (Kral, Kraliçe, Şövalye ve Oğlan veya Uşak). Dört seri şunlardan oluşur: Kılıçlar (Askeriye), Kupalar (Ruhbanlık), Sopalar veya Asalar (Tarım), Paralar veya Tılsımlar (Ticaret). Bunlar sırasıyla bizim Maça, Kupa, Sinek ve Karo serilerimize karşılık gelirler. Biz 22 ana koz kartıyla ilgileniyoruz, çünkü bunlar tarot hiyerogliflerinin en doğrudan uzantılarıdırlar. 22 sayısı İbranice ve diğer kutsal dillerin harflerine karşılık gelir ve doğal olarak İbrani alfabenin aç ana harfine, yedi çift harfine, on iki basit harfine tekabül ederler. Bunlar ayrıca biri dışarıda kalan üç yedili grup olarak bir İnisiyasyon sistemi ile inisiye olmayanı gösterirler.” (Bkz. Westcott, The Isiac Tablet.)

 

Levi’nin sunduğu ipucu, tabletin orta kısmındaki yirmi bir figürün 21 majör tarot kartını gösterdiği anlamında yorumlanabilir. Eğer durum buysa, yorumlarda çatışmalara neden olan, tabletin ortasındaki tahtın üst kısmındaki gizli triyad tarafından sembolize edilen taç, Mutlak Aklın isimsiz tacı, sıfır numaralı kart değil midir? Bu Mutlak Akıl’ın ilk tecellisi olarak, dört aşağı dünyanın önündeki masada uzanan asa, kılıç, kupa ve para sembolleriyle Hokkabaz, Majisyen en uygun kart değil midir? Bu şekilde düşünürsek sıfır kartı hiçbir yere ait değildir, bütün diğer 21 kart (harf) ondan tecelli eder ve bu 21 kartın toplamı yine sıfırdır. Bu kart üzerindeki şifre, yani daire, aşağı âlemlerin, güçlerin ve harflerin çıktığı üst kürenin sembolüdür.
Westcott çeşitli otoriteler tarafından ileri sürülen bütün zayıf teorileri bir araya getirmiştir ve Humphreys’in Montfaucon’un 1721’deki hiçbir değeri olmayan açıklamalarının çevirisini saymazsak, İngilizcedeki İsis Tableti’inin tek ayrıntılı açıklaması olan kitabı yayınlamıştır. 1887 yılında yayınlanan bu kitabın günümüzde kopyasını bulmak neredeyse imkânsızdır. Westcott, Levi’nin gizli bırakmanın daha iyi olacağını hissettiği bir sırrı açıklama konusunda çekincelerini dile getirdikten sonra tablete dair yorumunu şu şekilde özetler: “Levi, gizemli tableti açıkladığı tablosunun üst bölümünü yılın dört mevsimine ayırır, her mevsimde Zodyak’ın üç burcu vardır. Dört harfli kutsal ismin, Tetragrammaton’un Yod’unu Kova’ya, yani Canopus; He’sini Boğa’ya, yani Apis’e; Vav’ını Aslan’a, yani Momphta’ya ve nihayet son He’yi Typhon’a tayin eder. Kerublarla –İnsan, Boğa, Aslan ve Kartal– yakınlığa dikkat edin. Dördüncü form okült iyi veya kötü niyete bağlı olarak Akrep veya Kartal’a tekabül eder: Bildiğimiz Zodyak’ta Yılan yerini Akrep’e bırakır. “Aşağı bölmeyi 20 İbrani basit harfe tayin eder ve bunları ufkun dört yönüyle ilişkilendirir. Bunu Sefer Yezirah V. Bölüm, 1. kısım ile karşılaştırınız.
“Orta kısmı Güneşsel ve gezegensel güçlere tayin eder. Ortada üstte Güneş’i, onun altında, haçın üstünde duran, iç içe geçmiş biri beyaz biri siyah iki üçgenden oluşan Süleyman’ın mührünü görürüz. Hepsi bir arada bir tür karmaşık Venüs sembolü oluştururlar. İbimorphos’a üç karanlık gezegeni verir. Venüs, Merkür ve Mars Ateş elementini gösteren dikey bir koyu üçgenin köşelerine yerleştirilmiştir. Nephtis triyadına üç aydınlık gezegeni Satürn, Luna ve Jüpiter’i verir, bunlar su elementini gösteren açık renkli bir üçgenin etrafındadırlar. Burada su, dişil kuvvet, pasif ilke, Sefirotsal Ana, Binah ve Gelin arasında kaçınılmaz bir bağlantı vardır (Bkz. Mathers, Kabbalah) Dikkat edin, gezegenlerin kadim işaretlerinin hepsi de bir haç, Güneş Diski ve hilalden oluşmuştur: Venüs Güneş diskinin altında bir haç, Merkür üstünde hilal, altında haç bulunan Güneş diski, Satürn, en alt noktası hilalin tepe noktasına değen bir haç, Jüpiter en alt noktası haçın sol kolunun ucuna değen bir hilaldir ve bütün bunlar derin sırları oluşturur. Levi’nin Serapis ile Hecate’nin yerini değiştirdiğine dikkat edin, fakat beyaz Apis ile siyah Apis’in yerini değiştirmez, belki de ona göre Arı başı Hecate’yle ilişkilidir. On iki basit harfi alt kısımla ilişkilendirince, 7 çift harf gezegenlerin olduğu orta kısımla ilişkili, Hava, Su ve Ateş’e karşılık gelen ana harflerin büyük üçlüsü (A.M.S) resmedilmeden kalmıştır. S’nin etrafında merkezi Iynx veya yod, Ophionian Üçlüsü’ ve Leonin Sfenks. Levi’nin ortadaki OPS kelimesi Latince Ops, Terra, yeryüzü zekâsıdır; Yunan Ops, Rhea, veya Kibele, genellikle aslanlar tarafından çekilen bir savaş arabasında otururken resmedilir; başında kat kat yükselen bir taç vardır ve elinde bir anahtar tutar.” (Bkz. İsis Tableti)
Fransızcada 1809 yılında Alexandre Lenoir tarafından yayınlanmış olan makale ilginç ve orijinal olmasına rağmen tabletle ilgili çok az gerçek bilgi içerir. Üstelik bu makalede yazar tabletin bir Mısır takvimi veya astroloji haritası olduğunu kanıtlamaya çalışır. Hem Mantfaucon hem de Lenoir –aslına bakarsanız 1651 tarihinden itibaren bütün yazarlar– çalışmalarını ya Kircher’e dayandırmışlar ya da ondan ciddi bir biçimde etkilenmişlerdir. Kircher’in seksen sayfalık on yedinci asır Latincesinde yazılmış yorumlarının titiz çevirileri mevcuttur. Kitabın ortasındaki iki sayfalık tablet resmi Kircher’in Hiyeroglif Müzesi’nden yapmış olduğu kopyanın aynısıdır. Küçük harfler ve rakamlar onun tarafından açıklamaları net olsun diye eklenmiştir, burada da aynı amaçla kullanılacaklardır.
Neredeyse bütün dini ve felsefi eski eserler gibi İsis’in Bembine Tableti de birçok fikir ayrılığına neden olmuştur. A. E. Waite, tabletin gerçek doğası ile iddiaları birbirinden ayıramayıp başka bir ünlü ekzoterik yazar olan J.G. Wilkinson’dan alıntı yapar: “Orijinal tablet son derece eskidir ve onun sahte olduğu söylenmiştir.” Oysa hayli bilgili bir insan olan Eduar Winkelmann tabletin eski ve orijinal olduğunu savunmaktadır. Mensa İsiaca’yı dikkatle incelediğimiz zaman çok derin bir gerçek açığa çıkar. Tableti yapan kişi illa da Mısırlı olmasa da, en yüksek dereceden bir inisiyedir ve Hermetik ezoterizmin en önemli sırlarını çok iyi bilmektedir.

 

Levi’nin sunduğu ipucu, tabletin orta kısmındaki yirmi bir figürün 21 majör tarot kartını gösterdiği anlamında yorumlanabilir. Eğer durum buysa, yorumlarda çatışmalara neden olan, tabletin ortasındaki tahtın üst kısmındaki gizli triyad tarafından sembolize edilen taç, Mutlak Aklın isimsiz tacı, sıfır numaralı kart değil midir? Bu Mutlak Akıl’ın ilk tecellisi olarak, dört aşağı dünyanın önündeki masada uzanan asa, kılıç, kupa ve para sembolleriyle Hokkabaz, Majisyen en uygun kart değil midir? Bu şekilde düşünürsek sıfır kartı hiçbir yere ait değildir, bütün diğer 21 kart (harf) ondan tecelli eder ve bu 21 kartın toplamı yine sıfırdır. Bu kart üzerindeki şifre, yani daire, aşağı âlemlerin, güçlerin ve harflerin çıktığı üst kürenin sembolüdür.
Westcott çeşitli otoriteler tarafından ileri sürülen bütün zayıf teorileri bir araya getirmiştir ve Humphreys’in Montfaucon’un 1721’deki hiçbir değeri olmayan açıklamalarının çevirisini saymazsak, İngilizcedeki İsis Tableti’inin tek ayrıntılı açıklaması olan kitabı yayınlamıştır. 1887 yılında yayınlanan bu kitabın günümüzde kopyasını bulmak neredeyse imkânsızdır. Westcott, Levi’nin gizli bırakmanın daha iyi olacağını hissettiği bir sırrı açıklama konusunda çekincelerini dile getirdikten sonra tablete dair yorumunu şu şekilde özetler: “Levi, gizemli tableti açıkladığı tablosunun üst bölümünü yılın dört mevsimine ayırır, her mevsimde Zodyak’ın üç burcu vardır. Dört harfli kutsal ismin, Tetragrammaton’un Yod’unu Kova’ya, yani Canopus; He’sini Boğa’ya, yani Apis’e; Vav’ını Aslan’a, yani Momphta’ya ve nihayet son He’yi Typhon’a tayin eder. Kerublarla –İnsan, Boğa, Aslan ve Kartal– yakınlığa dikkat edin. Dördüncü form okült iyi veya kötü niyete bağlı olarak Akrep veya Kartal’a tekabül eder: Bildiğimiz Zodyak’ta Yılan yerini Akrep’e bırakır. “Aşağı bölmeyi 20 İbrani basit harfe tayin eder ve bunları ufkun dört yönüyle ilişkilendirir. Bunu Sefer Yezirah V. Bölüm, 1. kısım ile karşılaştırınız.
“Orta kısmı Güneşsel ve gezegensel güçlere tayin eder. Ortada üstte Güneş’i, onun altında, haçın üstünde duran, iç içe geçmiş biri beyaz biri siyah iki üçgenden oluşan Süleyman’ın mührünü görürüz. Hepsi bir arada bir tür karmaşık Venüs sembolü oluştururlar. İbimorphos’a üç karanlık gezegeni verir. Venüs, Merkür ve Mars Ateş elementini gösteren dikey bir koyu üçgenin köşelerine yerleştirilmiştir. Nephtis triyadına üç aydınlık gezegeni Satürn, Luna ve Jüpiter’i verir, bunlar su elementini gösteren açık renkli bir üçgenin etrafındadırlar. Burada su, dişil kuvvet, pasif ilke, Sefirotsal Ana, Binah ve Gelin arasında kaçınılmaz bir bağlantı vardır (Bkz. Mathers, Kabbalah) Dikkat edin, gezegenlerin kadim işaretlerinin hepsi de bir haç, Güneş Diski ve hilalden oluşmuştur: Venüs Güneş diskinin altında bir haç, Merkür üstünde hilal, altında haç bulunan Güneş diski, Satürn, en alt noktası hilalin tepe noktasına değen bir haç, Jüpiter en alt noktası haçın sol kolunun ucuna değen bir hilaldir ve bütün bunlar derin sırları oluşturur. Levi’nin Serapis ile Hecate’nin yerini değiştirdiğine dikkat edin, fakat beyaz Apis ile siyah Apis’in yerini değiştirmez, belki de ona göre Arı başı Hecate’yle ilişkilidir. On iki basit harfi alt kısımla ilişkilendirince, 7 çift harf gezegenlerin olduğu orta kısımla ilişkili, Hava, Su ve Ateş’e karşılık gelen ana harflerin büyük üçlüsü (A.M.S) resmedilmeden kalmıştır. S’nin etrafında merkezi Iynx veya yod, Ophionian Üçlüsü’ ve Leonin Sfenks. Levi’nin ortadaki OPS kelimesi Latince Ops, Terra, yeryüzü zekâsıdır; Yunan Ops, Rhea, veya Kibele, genellikle aslanlar tarafından çekilen bir savaş arabasında otururken resmedilir; başında kat kat yükselen bir taç vardır ve elinde bir anahtar tutar.” (Bkz. İsis Tableti)
Fransızcada 1809 yılında Alexandre Lenoir tarafından yayınlanmış olan makale ilginç ve orijinal olmasına rağmen tabletle ilgili çok az gerçek bilgi içerir. Üstelik bu makalede yazar tabletin bir Mısır takvimi veya astroloji haritası olduğunu kanıtlamaya çalışır. Hem Mantfaucon hem de Lenoir –aslına bakarsanız 1651 tarihinden itibaren bütün yazarlar– çalışmalarını ya Kircher’e dayandırmışlar ya da ondan ciddi bir biçimde etkilenmişlerdir. Kircher’in seksen sayfalık on yedinci asır Latincesinde yazılmış yorumlarının titiz çevirileri mevcuttur. Kitabın ortasındaki iki sayfalık tablet resmi Kircher’in Hiyeroglif Müzesi’nden yapmış olduğu kopyanın aynısıdır. Küçük harfler ve rakamlar onun tarafından açıklamaları net olsun diye eklenmiştir, burada da aynı amaçla kullanılacaklardır.
Neredeyse bütün dini ve felsefi eski eserler gibi İsis’in Bembine Tableti de birçok fikir ayrılığına neden olmuştur. A. E. Waite, tabletin gerçek doğası ile iddiaları birbirinden ayıramayıp başka bir ünlü ekzoterik yazar olan J.G. Wilkinson’dan alıntı yapar: “Orijinal tablet son derece eskidir ve onun sahte olduğu söylenmiştir.” Oysa hayli bilgili bir insan olan Eduar Winkelmann tabletin eski ve orijinal olduğunu savunmaktadır. Mensa İsiaca’yı dikkatle incelediğimiz zaman çok derin bir gerçek açığa çıkar. Tableti yapan kişi illa da Mısırlı olmasa da, en yüksek dereceden bir inisiyedir ve Hermetik ezoterizmin en önemli sırlarını çok iyi bilmektedir.

 

Mısırlı rahiplerin İsis’in Bembine Tableti’nde sergiledikleri, okült sembollerden oluşan kurban, ritüel ve seremoni felsefi sisteminin theurjik veya majikal anlamıyla ilgili olarak Athanasius Kircher şunları yazar: “Kadim rahipler doğru ve eksiksiz kurban seremonileriyle büyük bir gücün uyandığına inanıyordu. Tek bir şey eksikse seremoninin tümü bozulur, der İamblichus. Bu yüzden ayrıntılar konusunda çok özenliydiler. Çünkü mantıksal bağlantı zincirinin tümünün ritüele tam anlamıyla uygun olmasının, kesin bir şart olduğuna inanıyorlardı. Yapmakta oldukları ritüellerin gelecekte kullanımıyla ilgili rehberler hazırlamalarının sebebi budur. Ayrıca kendilerinden önceki kâhinlerin de sırlarını göstermek için oluşturdukları bir sembolizm sistemini de öğrenmişlerdi. Bunu İsis Tableti’ne yazdılar ve tableti, Kutsalların Kutsalı odasına, buraya girmeye hak edenlere tanrıların doğasını ve önceden belirlenmiş kurban şekillerini öğretmek için yerleştirdiler. Her Tanrı düzeninin kendine has sembolleri, işaretleri, kostümleri, süsleri olduğu için, tapınma sırasında bunların hepsine birden dikkat edilmesi gerektiğini öğrettiler. Çünkü tanrıların ve kutsal varlıkların lütuflarını kazanmak için daha etkili başka bir şey yoktu… Bu yüzden insanların pek gitmediği tenha yerlerdeki tapınaklarına doğadaki hemen her suretin temsillerini koydular. İlk önce zemin taşlarında, mineraller, taşlar, süs için uygun diğer şeyler ve küçük su kanalları kullanarak dünyanın fiziksel ekonomisini sembolize ettiler. Duvarlar yıldızlar dünyasını, varlıklara ait âlemleri gösteriyordu. Merkezde ise Yüce Akıl’ın tecellilerini akla getirecek şekilde sunak bulunuyordu. Böylece tapınağın iç kısmı Evrensel Âlemlerin resmini oluşturuyordu. Kurban törenini gerçekleştiren rahiplerin elbiselerinde tanrılara atfedilenlere benzer süsler vardı. Rahiplerin vücudu tıpkı tanrılarınki gibi yarı çıplaktı ve bütün dünyevi tasalardan uzakta yaşıyorlardı ve en katı çileci pratikleri uyguluyorlardı… Başları dünyevi şeylere aldırmazlıklarını göstermek için örtülüydü. Başları ve vücutları tıraş edilmişti; çünkü saçı gereksiz bir uzantı olarak görüyorlardı. Başlarının üstünde tanrılara atfetmiş oldukları işaretlerin aynılarını taşıyorlardı. Bu şekilde sürekli olarak özdeşleşmeye çalıştıkları akla dönüştüklerine inanıyorlardı. Örneğin dünyaya Evren’in canını ve ruhunu çağırmak için, tabletimizin ortasında gösterilen imgenin önünde duruyor, bu figürle aynı sembolleri takıyor, aynı maiyeti kullanıyor ve kurbanlar sunuyorlardı. Bunlar ve bunlara eşlik eden ilahilerle tanrıların dikkatini mutlaka duaya çektiklerine inanıyorlardı. Tabletin diğer kısımlarında gösterilen ritüeller sayesinde de istedikler ilahı çağırabileceklerini düşünüyorlardı. Kehanet sanatlarının kökeni, açık bir biçimde bu ritüellerde yatmaktadır. Vurulan bir akort nasıl vurulmayan bileşik akortların tepki vermesine neden oluyorsa, benzer bir biçimde, ayrıntıla

76
0
0
Yorum Yaz